×

Gümrük Suçları

Gümrük suçları ithalat ve ihracat Kaçakçılığı suçu olarak tasnifleyebileceğimiz, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaya ve cezalandırılmaya kadar giden ciddi riskler içeren kaçakçılık eylemleridir.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinde sayılmıştır.

Kaçakçılık Suçları İle İlgili Genel Kurallar

• Kaçakçılık fiilleri teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır.
• Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, alkol ve alkollü ürünler olması halinde, verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının konusunu oluşturan eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde, verilecek cezalar yarısından bir katına kadar artırılır. Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.
• Kaçakçılık suçlarının bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza iki kat artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.
• Kaçakçılık suçları dolayısıyla açılan davalar, asliye ceza mahkemelerinde görülür. Ancak bu suçlarla bağlantılı olarak resmî belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme Ağır ceza mahkemesidir.

5607 sayılı yasaya göre, gümrük kaçakçılığı suçu iki şekilde işlenebilir:

I-İthalat Kaçakçılığı Suçu
II-İhracat Kaçakçılığı Suçu
  • İthalat Kaçakçılığı Suçu ve Cezası
    • Eşyayı Gümrük İşlemlerine Tabi Tutmaksızın İthal Etme Suçu (m.3/1)
    • Eşyanın gümrük işlemlerini tabi tutulmaksızın ithal edilmesi, yani yurtdışından Türkiye’ye sokulması, “ithalat kaçakçılığı suçu” olarak nitelendirilir. Gümrük kaçakçılığı suçunun en çok işlenen biçimi olan ithalat kaçakçılığı suçu 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithalat kaçakçılığı suçu iki şekilde işlenebilir:

      Suçun temel şekli olan basit ithalat kaçakçılığı suçu, failin gümrük işlemlerine tabi tutulmayan eşyayı gümrük kapılarından Türkiye’ye sokmasıdır.

      Suçun nitelikli, yani daha ağır ceza gerektiren şekli ise failin eşyayı belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye’ye sokmasıdır.

      Buna göre, ithalat kaçakçılığı şeklindeki gümrük kaçakçılığı suçunun temel cezası şu şekildedir:

      Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.

      Failin ithalat kaçakçılığı suçu nedeniyle md.3/1 gereği cezalandırılabilmesi için, ithal edilen eşyanın “ithali yasak olmayan eşyalardan” olması gerekir. Fail, ithali serbest olan ancak gümrük işlemlerine tabi tutulmayan eşyayı ülkeye sokmaya çalışmaktadır. Örneğin, cep telefonlarının Türkiye’ye ithal edilmesi serbesttir. Ancak, gümrük işlemlerini tabi tutulmadan ülkeye cep telefonu sokmak ithalat kaçakçılığı suçunu meydana getirir.

      İthalat kaçakçılığı suçunda eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmasına esas alınacak tarih, taşıt aracının gümrük işlemlerinin yürütüldüğü alanlara girişine ilişkin gümrük veya gümrük muhafaza yetkililerince tutulan ilk kayıt tarihidir. Eşya hakkında bu andan itibaren beyanda bulunulması zorunludur.
    • Aldatıcı İşlem ve Davranışlarla Eşyayı İthal Etme Suçu (m.3/2)
    • Sahte belgeler kullanarak veya başkaca aldatıcı işlem veya davranışlarla gümrük vergisinin kısmen veya tamamen ödenmemesi gümrük kaçakçılığı suçunun bu şekline vücut verir. Uygulamada aldatıcı işlemlerle eşyayı ithal etme daha çok özel evrakta sahtecilik veya resmi evrakta sahtecilik suçlarının konusunu teşkil eden belgeler kullanılarak yapılmaktadır.

      Eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

      Gümrük Kanununda kabahat teşkil eden bir eylemden kaynaklanması durumunda anılan Kanunun “Vergi Kaybına Neden Olan İşlemlere Uygulanacak Cezalar” başlıklı ikinci bölümünde yer alan 234, 235, 236, 237 ve 238 inci madde hükümleri tatbiki gerekmesine karşın; aldatıcı işlem ve davranışlar sonucunda ya da başka bir ifadeyle kasıt taşıyarak Gümrük vergilerinin kısmen veya tamamen ödenmediği durumlar suç teşkil etmekte ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının konusunu oluşturmaktadır.

      Söz konusu fıkra metni ile eşyayı gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye getirmek suç olarak tanımlanmış olmakla birlikte, suçun işlenmesine aldatıcı işlem ve davranış ön koşulu da getirilmiştir. Başka bir ifadeyle, tek başına eşyayı gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödemeden yurda sokmak kaçakçılık suçunu oluşturmamakta, bunun kasten yani aldatıcı işlem ve davranışlarla gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu noktada; kabahat olan işlemler için gümrük idaresince idari para cezası uygulandığı, buna karşın kaçakçılık suçlarının varlığının ve buna bağlı olarak cezasının tespitinin idarece değil mahkemece yapıldığının vurgulanması gerekmektedir.

      Aslında “aldatıcı işlem ve davranış” koşulunun varlığının tespiti meselesinden önce, yükümlülerce idari ve sonrası yargısal itiraz yoluna gidilen gümrük vergileri hakkında verilecek kararın beklenmesi, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre açılan davayı görmekte olan mahkeme için zorunluluktur. Zira idari ya da yargısal itiraz sonucunda yükümlünün itirazı haklı bulunursa, yani vergilerin tahakkuk etmemiş olması gerektiğine karar verilirse, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası gereğince suç oluşmayacaktır. Dolayısıyla; mevcut olamayan vergi için “aldatıcı işlem ve davranış” kastının mahkemece araştırılması da söz konusu olmayacaktır.

      5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 3/2’de suçun maddi unsurunda icra hareketi “aldatıcı işlem ve davranış” şeklinde sınırları tayin edilmemiş, belirsiz bir hareket veya davranış olarak gösterilmiştir. Aldatıcı işlem veya davranışın hangi işlem veya davranışlardan oluştuğu, gerek anılan maddede gerekse 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun diğer maddelerinde açıklanmamıştır.

      Dolayısıyla, suçun tayininde hangi hareketlerin aldatıcı işlem veya davranış niteliğinde olacağı hususu tamamen yargılama makamı veya hâkimin takdirine ya da yorumuna bırakılmıştır. Fakat ceza yargılamasında, hâkim, takdir yetkisini suçun işlenişine ve failin içtimai durumuna bağlı olarak uygulanacak cezanın tayini gibi belirli konularda kullanabilir. Kanunda açıkça belirtilmeyen bir hareketin cezalandırılıp cezalandırılmayacağına ilişkin bir yorum sonucunda hâkimin takdir yetkisinin mevcudiyetinden bahsetmek mümkün değildir.

      Ceza hukukumuzda kanunilik ilkesinin dayanağını Anayasa m. 38/1’de yer alan “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” hükmü oluşturmaktadır.

      Buna dayanarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2’nci maddesinde kanunilik ilkesi “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.” şeklinde tarif edilmiştir.

      Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin temel unsuru belirliliktir. Suçun ve suça uygulanacak cezanın hiçbir tereddüt veya tartışmaya yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmiş olması gerekir. Diğer bir ifade ile belirlilik kuralının sonucu olarak, suç ve cezanın hiçbir yoruma bağlı olmaksızın ve kıyasa da yol açmayacak şekilde kanunda açık, net ve anlaşılır olarak ortaya konulması gerekir. Yukarıda belirtilen Türk Ceza Kanunu m. 2/1’de de ön görüldüğü üzere, suça konu fiilin kanunda açıkça tanımlanması gerekir.
    • Transit Rejimine Tabi Eşyayı Gümrük Bölgesine Bırakma Suçu (m.3/3)
    • Transit rejimi, ithalat vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmayan serbest dolaşıma girmemiş veya ihracatla ilgili gümrük işlemleri tamamlanmış eşyanın, gümrük gözetimi altında Türkiye Gümrük Bölgesi içindeki bir noktadan diğerine taşınmasına uygulanır. Transit rejim çerçevesinde taşınan bir eşya gümrük bölgesine bırakıldığında serbest dolaşıma girmiş olur. Başkaca hiçbir işlem yapılmadan eşyanın gümrük bölgesine bırakılmış olması suçun tamamlanması için yeterlidir.

      Transit rejimi çerçevesinde taşınan serbest dolaşımda bulunmayan eşyayı, rejim hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde bırakan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

      Bu suçla da devletin hâkimiyet yetkisinin ihlal edildiğini söylememiz mümkün olacaktır. Nitekim burada fail eşyayı normalde gümrük bölgesi içinde bırakmaması gerekirken bu şekilde davranmaktadır. Yapılan fiille yetkililerin iradeleri fesada uğratılmaktadır. Bu şekilde ödemesi gereken vergileri ödememekte ve devletin kontrol yetkisi kapsamına tecavüz etmektedir. Burada vergilerin ödenmemesi neticesinde ekonomik bir ihlalin varlığı da söz konusudur. Bu suçun faili transit rejimi çerçevesinde taşınan serbest dolaşımda bulunmayan eşyayı, rejim hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde bırakan kişidir. Transit rejiminde hak sahibi olan asıl sorumlu kişinin eşyayı öngörülen süre içerisinde ve gümrük idareleri tarafından eşyanın ayniyetinin tespiti amacıyla alınan önlemlere uymak suretiyle, varış gümrük idaresine sağlam ve noksansız olarak sunmak ve transit rejimine ilişkin hükümlere uymakla yükümlü olduğunu göz önünde bulundurursak bu çerçevede asıl sorumlu niteliğindeki herkes bu suçun faili olabilecektir. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket serbest dolaşımda bulunmayan bir eşyanın, transit rejimi kapsamında taşınması söz konusuyken, transit rejimi hükümlerine aykırı olarak Türkiye’de gümrük bölgesinde bırakılması şeklinde karsımıza çıkmaktadır. Bu sayede eşya serbest dolasıma girmektedir. Bu unsurlardan birisinin eksik olması durumunda suç oluşmayacaktır. Bu suç kasten işlenebilen bir suç niteliğindedir. Burada kastın bilme unsuru kapsamında failin eşyanın transit rejimi kapsamında taşındığını, eşyanın serbest dolaşımda bulunmadığını ve eşyayı rejim hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde bıraktığını bilmesi gerekmektedir. İsteme unsuru açısından ise failin belirli özelliklere sahip bu eşyayı transit rejimi hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde bırakması fiilini belirleyebiliriz. Burada failin eşyanın gümrük bölgesinde bırakılmasına ilişkin genel kastının varlığı suçun oluşumu açısından yeterlidir. Yani suçun oluşumu için özel kastın varlığı aranmayacaktır.
    • İthalat Kaçakçılığı Konusu Eşyayı Bilerek Yurtiçinde Satma, Satışa Arz Etme, Satın Alma, Taşıma veya Saklama Suçu (m.3/5)
    •   Suç eşyasını satın alma veya kabul etme suçu, TCK md.165’te genel bir hüküm olarak düzenlenmiştir. İthalat kaçakçılığı suçunun konusu olan eşyanın satılması, satın alınması, taşınması, depolanması vb. gibi fiiller özel bir şekilde yaptırım altına alınmıştır. Bu fiiller kaçakçılık suçu tamamlandıktan sonra, kaçakçılık suçundan bağımsız bir şekilde yurtiçinde işlenen fiillerdir.

      Gümrük rejimine tabi tutulmayan, sahte belge kullanmak suretiyle ya da transit rejimi çerçevesinde ithal edilen veya geçici ithalat ve dâhilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyalar ile işlenen kaçakçılık suçlarına iştirak etmeksizin, bunların konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticarî amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

      Suçun konusunu oluşturan eşya belli bir amaçla kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dâhilde isleme rejimi çerçevesinde getirilen bir eşya olarak karsımıza çıkmaktadır. Burada da ikinci fıkrada olduğu gibi belgede sahtecilik fiili karsımıza çıktığı için ilk olarak kamu güveninin korunmak istendiği ifade edilebilir. Bunun yanında kanunda yer alan gümrük rejimlerine aykırı davranış söz konusu olması dolayısıyla devletin egemenlik yetkisinin ihlali de söz konusu olacaktır. Nitekim burada gümrük rejimlerinin düzenlenmesi ile hedeflenen ekonomik amaçların da önüne geçilmiş olacaktır. Gümrük rejimlerinin ekonomik etkilerinin olduğunu da dikkate alacak olursak bu rejimlerin ihlali durumunda devletin ekonomik kaybının da önlenmesinin amaçlandığı ifade edilebilecektir. Suçun faili belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dâhilde isleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi yapan herkes olabilecektir. Bu kişi eşyayı ülkeye geçici ithalat rejimi veya dâhilde isleme rejimi çerçevesinde getiren birisi olabileceği gibi bunun dışındaki üçüncü kişiler de olabilir. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket eşyanın sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi yapılmasıdır. Ancak burada söz konusu olan eşyanın belli bir amaç için kullanılmak veya islenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dâhilde isleme rejimi çerçevesinde getirilmiş olması gerekmektedir. Suç kasten işlenebilen bir suç niteliği taşımaktadır. Failin kastının eşyanın belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere geçici ithalat ve dâhilde isleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi yapmayı kapsaması gerekmektedir. Bunlardan herhangi birisi açısından failin kastının bulunmaması durumunda suçun oluştuğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere geçici ithalat ve dâhilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapma suçuna her türlü iştirak mümkündür. Suç üzerinde hâkimiyet kuran kişileri müşterek fail olarak nitelendirebiliriz. Fail sahte evrakı kendisi düzenleyip, eşyayı yurt dışına çıkmış gibi yapılması işlemini kendisi yapabileceği gibi sahte evrakı bir başkasına da hazırlatmış olabilir. Evrakta sahtecilik suçuna iştirake ilişkin bilgiler yukarıda verildiği için burada tekrar edilmeyecektir. Ancak sahte belgeyi hazırlayan kişinin burada belirtilen suça ilişkin iştirak iradesi müşterek fail olarak sorumlu tutulabilmesi için aranacak en önemli koşuldur. Aksi takdirde ilgili kişi sadece evrakta sahtecilikten sorumlu tutulacaktır. Bunun yanında sahte belgeyi hazırlayan kişinin olay üzerindeki hâkimiyetinin de müşterek fail olarak sorumluluğunun belirlenmesi için tespit edilmesi gerekmektedir. Burada dolaylı faillik de söz konusu olabilecektir. Özellikle kendisine cebir veya tehdit uygulanarak bu suçu işlemesi sağlanan kişiye cebir veya tehdidi uygulayan kişi dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Geçici ithalat veya dâhilde işleme rejimi kapsamında ülkeye getirdiği eşyaları sahte belge ile yurt içinde bırakılması yönünde failde fikir oluşturan kişinin sorumluluğu ise azmettiren olarak belirlenecektir.
    • Eşyayı İthal Amacına Aykırı Kullanma, Satma, Satışa Arz Etme, Kabul Etme veya Devretme Suçu (m.3/6)
    • Kaçakçılık suçunun bu şeklinin unsurlarının oluşabilmesi için, eşyanın belli bir işte kullanılması için ithaline izin verilmiş olması ve kısmen ya da tamamen vergiden muaf olarak ithal edilmiş olması gerekir. İthal edilen eşya belirlenen amaç dışında kullanıldığında suç meydana gelir.
      Özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis eden, satan veya devreden ya da bu özelliğini bilerek satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

      TCK m.165 de “Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi” suçu düzenlenmiştir. Buna göre “Bir suçun islenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun islenmesine iştirak etmeksizin, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır”. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/5. maddesinde de TCK da yer alan ve yukarıda belirttiğimiz suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçuna benzer bir düzenleme yer almaktadır. Ancak Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu özel kanun niteliği taşıdığı için burada 3/5. maddede belirtilen suçlar açısından artık bu hüküm uygulanacak TCK m.165 hükmüne başvurulamayacaktır. Ayrıca burada ticari amaç aranacağı için TCK m.165’e göre bir farklılığın olduğunu da söyleyebiliriz. Nitekim TCK m.165 kapsamında suçun failinin ticari amacı olmasa bile suç oluşacaktır. 5607 Sayılı Kanunda düzenliği şekli ile Birinci ila dördüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesine iştirak etmeksizin, bunların konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticarî amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kaçakçılık suçlarında genel olarak söz konusu olan devletin hâkimiyet yetkisinin ve ekonomik düzeninin de bu suretle korunmak istendiği ifade edilebilir. Suçun faili eşyanın 1 ila 4. fıkra kapsamında belirlenen suçlar kapsamında elde edildiğini bilen ve ticari amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan herkes olabilecektir. Ancak failin bu fıkralarda belirlenen suçlara herhangi bir şekilde iştirak etmemiş olması gerekmektedir. Bu suçun oluşumu için önceden belirtilen suçlardan birisinin işlenmiş olması gerekmektedir. Bu suçlar kanunda sınırlanarak belirlenmiştir. Bu fıkrada belirtilen suçun kasten işlenebilen bir suç olduğunu söyleyebiliriz. Ancak burada failin özel kastı aranmaktadır. Nitekim fıkrada failin ticari amaçla belirtilen fiilleri yapması şartı aranmaktadır. Failin malı kar amacıyla satın alıp satması hususu ticari amaç olarak değerlendirilebileceği gibi bunun yanında kaçak nitelik taşıyan fıkra kapsamındaki eşyaları daha ekonomik olarak elde etmek ve kullanmak amacıyla satın alması da ticari amaç olarak değerlendirilebilecektir. Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/5. maddesinde kaçakçılık fiillerine iştirak etmemiş olma şartını aradığına göre bu fiillere iştirak etmiş kişilerin bu fıkra kapsamında cezalandırılmaları söz konusu olmayacaktır. Suçun, satma ve satın alma fiilleri açısından çok failli suç niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Bu suçların oluşabilmesi için alıcının ve satıcının bulunması zorunluluğu söz konusudur. Niteliği itibariyle karşılaşma suçlarının karakteristik özelliğini burada görmekteyiz. Burada cezalandırılmak istenen her bir failin hareketi değil, bu hareketlerin karşılaşmasıdır. Bu şekilde bir karşılaşmanın olmaması durumunda bu suçların oluştuğundan da bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Yapılan açıklamalar çerçevesinde alanla satan arasında bir iştirak ilişkisinin bulunduğu söylenemeyecektir. Fıkra kapsamında belirtilen fiillerin tamamına her türlü iştirak mümkündür. Fıkrada belirtilen suçun islenmesinde bir başkasının araç olarak kullanılması durumunda dolaylı faillik söz konusu olacaktır. Bunun dışında asli faile cebir, tehdit uygulanarak suçun gerçekleştirilmesi durumunda da dolaylı faillik söz konusu olabilecektir. Azmettirme şeklinde de fiile iştirak etmek de mümkün olacaktır.
    • İthali Yasak Eşyayı İthal Etme, Satma, Taşıma, Satın Alma veya Saklama Suçu (m.3/7)
    • İthali yasak eşya kavramı, kanun ile ülkeye sokulması yasaklanmış eşyayı ifade eder. Bu nedenle, genel düzenleyici idari işlemlerle ithali yasaklanan eşyaların ithali durumunda ithalat kaçakçılığı suçunun bu şekli oluşmaz. Suçun oluşması için mutlaka kanun ile eşyanın ithali yasaklanmalıdır.

      İthali kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeye sokan kişi, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İthali yasak eşyayı, bu özelliğini bilerek satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, aynı ceza ile cezalandırılır.

      Özel Kanunları Gereğince Gümrük Vergilerinden Kısmen veya Tamamen Muaf Olarak İthal Edilen Eşyayı, İthal Amacı Dışında Başka Bir Kullanıma Tahsis Etme, Satma veya Devretme Ya Da Bu Özelliğini Bilerek Satın Alma veya Kabul Etme Suçu Kanunda düzenlenen şekli ile Özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis eden, satan veya devreden ya da bu özelliğini bilerek satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suç açısından eşyanın belli bir işte kullanılması için ithaline izin verilmiş olması, suçun konusu açısından yeterli olmayacaktır. Bu eşyanın kısmen ya da tamamen vergiden muaf olarak ithal edilmiş olması gerekmektedir. Burada ithalattan sonra gerçekleşen bir suçun varlığından bahsedilebilecektir. Nitekim suçun oluşumu açısından aslında mevzuata uygun olarak ithal edilen bir eşya söz konusu olmakla birlikte, bu eşya üzerinde getiriliş amacına aykırı olarak bir tasarrufta bulunulmaktadır. Bu suçun düzenlenmesiyle devletin ekonomik düzeninin korunmak istendiğini ifade edebiliriz. İthal edilen eşyayı ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis etme, satma veya devretme fiilleri kapsamında suçun failinin gümrük vergisinden kısmen veya tamamen muaf olan eşyanın ithal edilerek verilen kişinin olacağı ifade edilmektedir. Eşyanın satın alınması veya kabul edilmesi fiilleri açısından ise herkesin suçun faili olabileceği belirtilmektedir. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler eşyanın ithal amacı dışında bir başka kullanıma tahsis edilmesi, satılması, devredilmesi, satılması veya kabul edilmesi şeklinde ifade edilmiştir. Eşya, vergilerden kısmen ya da tamamen muaf olarak ithal edilmiş olmasına rağmen, ithalat sırasında gümrük tarafından eşyanın ithalinin ardından belli işler için kullanım ya da tüketim şartı aranmamışsa bu suç oluşmayacaktır. Burada kasten işlenebilen bir suç söz konusudur. Özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis etmek, satmak veya devretmek fiilleri açısından olası kastın ve doğrudan kastın mümkün olduğu; eşyanın özelliğini bilerek satın alma ve kabul etme fiilleri açısından ise sadece doğrudan kastın söz konusu olabileceği ifade edilmektedir. Buna gerekçe olarak da fıkrada yer alan “özelliğini bilerek” ifadesinin bulunması gösterilmektedir. Burada suça her türlü iştirakin mümkün olduğunu söylememiz mümkün olacaktır. Ancak bu suç açısından dikkat edilmesi gereken husus suçun konusunu oluşturan eşyanın yurda kaçak olarak sokulmamış olmasıdır. Böyle bir durumun varlığı halinde 5. Fıkra kapsamında islenmiş bir suçun varlığından bahsedilebilecektir. Daha önce suç konusunu oluşturan bir eşyanın varlığı söz konusu olmadığı için eşyanın yurda ithalinde aktif rol oynamış kişinin fıkrada belirtilen hareketlerden birisini yapması durumunda, sorumluluğu 6. fıkra kapsamında yaptığı fiillerden kaynaklanacaktır. Burada satma, devretme, satın alma ve kabul etme fiilleri açısından çok failli bir suçun söz konusu olduğunu ifade edebiliriz. Nitekim burada satan ve alan; devreden ve kabul eden karşılıklı olarak bulunmak zorundadırlar. Bu kapsamda failleri iştirak ilişkisi çerçevesinde değil çok failli bir suç olması dolayısıyla, her birini fiillerinden dolayı sorumlu tutmamız söz konusu olacaktır. Fıkrada belirtilen hareketlerin müşterek olarak gerçekleştirilmesi mümkündür. Mesela özürlülerin kullanımı için vergiden muaf olarak ithal edilmiş bir aracın birkaç kişi tarafından birlikte satın alınması halinde müşterek faillik söz konusu olacaktır
gumruk-bottom-3
• Kaçakçılık suçlarının bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza iki kat artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.
• Kaçakçılık suçları dolayısıyla açılan davalar, asliye ceza mahkemelerinde görülür. Ancak bu suçlarla bağlantılı olarak resmî belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme Ağır ceza mahkemesidir.
Kaçakçılık fiilleri teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır.
• Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, alkol ve alkollü ürünler olması halinde, verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır.
• Kaçakçılık suçlarının konusunu oluşturan eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde, verilecek cezalar yarısından bir katına kadar artırılır. Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.
gumruk-bottom-4
  • İhracat Kaçakçılığı Suçu ve Cezası
    • İhracı Kanun Gereği Yasak Olan Eşyayı İhraç Etme Suçu (m.3/8)
    •  İhracat kaçakçılığı suçunun bu hali, ancak kanun yoluyla ihracı yasaklanmış eşya ile işlenebilir. Ayrıca, ihracı yasak olan eşya başka bir özel düzenlemede daha ağır suç teşkil ediyorsa, bu madde hükümleri değil, daha ağır yaptırım içeren kanun hükümleri uygulanır. Suç, ihracı yasak eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesinden kesin olarak çıkartılması ile oluşur.
      İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
    • İhracı Kanun Gereği Yasak Olan Eşyayı İhraç Etme Suçu (m.3/8)
    •  İhracat kaçakçılığı suçunun bu hali, ancak kanun yoluyla ihracı yasaklanmış eşya ile işlenebilir. Ayrıca, ihracı yasak olan eşya başka bir özel düzenlemede daha ağır suç teşkil ediyorsa, bu madde hükümleri değil, daha ağır yaptırım içeren kanun hükümleri uygulanır. Suç, ihracı yasak eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesinden kesin olarak çıkartılması ile oluşur.
      İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
      İhracı Kanun Gereği Yasak Olan Eşyayı Türkiye’den İhraç Etmek Suçu Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/8. maddesinde “İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Burada suçun konusunu oluşturan eşyanın ihracı kanunlar tarafından yasaklanmış bir eşya olması gerekmektedir. Ayrıca burada fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturuyorsa bu madde kapsamında değil özel olarak düzenlendiği suç çerçevesinde cezalandırma söz konusu olacaktır. Burada önemle ifade edilmesi gereken bir konu eşyanın kanunla ihracı yasaklanmış bir eşya değil de Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan ihracata ilişkin rejim kararları çerçevesinde yasaklanmış bir eşyanın söz konusu olması durumunda, bu kapsamda bir değerlendirme yapılamayacaktır. İhracı kanun gereği yasak olan eşyanın Türkiye’den ihracı suçu açısından korunmak istenen hukuksal yararı ekonomik düzen olarak belirleyebiliriz. Ekonomik değerin yanı sıra tabii veya kültürel olarak önem taşıyan eşyaların da yurtta kalmasının sağlanması da korunan hukuki yarar olarak tespit edilebilir. İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı Türkiye’den ihraç etmek suçunun faili açısından kanunda bir özellik aranmamıştır. Yani suç herkes tarafından işlenebilen bir suç niteliği taşımaktadır. Failin burada eşyanın ihracının kanun gereği yasak olduğunu bilmesi ve bu eşyayı Türkiye dışına çıkarmak istemesi gerekmektedir. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket ihracı yasak olan bir eşyayı Türkiye’den ihraç etmek olarak belirlenebilir. Yani failin eşyayı Türkiye’den çıkarmaya yönelik bir hareketinin bulunması gerekmektedir. İhracı yasak eşyanın yurt içinde bulundurulması suçun oluşumu için yeterli değildir. Suçun tamamlanması için malın gümrükten geçmiş olması gerekmektedir. İhracı kanun gereği yasak olan bir eşyanın Türkiye’den ihraç edilmesi suçunda failin sorumlu tutulabilmesi için kasten hareket etmiş olması şartı aranacaktır. Burada failin kastının eşyanın ihracı yasak bir eşya olduğu hususunu ve bu eşyanın ihraç edilmesi hususunu kapsaması gerekmektedir. Yani failin fiili gerçekleştirirken eşyanın ihraç edilmesi kanunlarla yasaklanmış bir eşyanın varlığı konusunda bir bilincinin bulunması ve bu eşyayı ihraç etmeyi istemesi söz konusu olmalıdır. Suça her türlü iştirakin mümkün olduğunu ifade edebiliriz. İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı Türkiye’den ihraç etmeye yönelik hareketler üzerinde hâkimiyet kuran kişiler müşterek fail olarak nitelendirilebilir. Örneğin, eşyayı gümrük kapıları dışından yurt dışına çıkarmak isteyen kişi ihracı yasak eşyayı sınırın karşısında yer alan kişiye verse bu durumda bu kişileri müşterek fail olarak değerlendirebiliriz. Burada dolaylı faillik de söz konusu olabilecektir. Özellikle kendisine cebir veya tehdit uygulanarak bu suçu islemesi sağlanan kişiye cebir veya tehdidi uygulayan kişi dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Failde ithali kanun gereği yasak eşyayı ihraç etme yönünde fikir oluşmasını sağlayan kişinin sorumluluğu ise azmettiren olarak belirlenebilecektir. Bunun dışında eşyanın sınır bölgesine nakline yardımcı olan kişinin sorumluluğu ise hareketin suçun islenmesine etkisi değerlendirilerek belirlenecektir. Burada bu kişinin hareketi suç açısından asli nitelik taşımıyor, suçun islenmesini kolaylaştırıyorsa yardım etmeden dolayı sorumluluk doğuracaktır.
    • Hayali İhracat Suçu ve Cezası (m.3/9)
    • Usulüne uygun ihracat devletin ticaret politikası önlemlerine uygun hareket edilmesi, ihracat vergilerinin ödenmesi ve çıkışa yönelik işlemlerin yapılması ile mümkündür. İhracat işleminin usule uygun olup olmadığının denetimi için ihracata ilişkin beyanname ve ekleri gümrük idaresine verilmelidir. Usulüne uygun yapılmayan eşya ihracı “hayali ihracat suçu” hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilir. Hayali ihracat suçu iki şekilde işlenebilir:

      Failin ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek şeklindeki seçimlik hareketle işlediği ihracat kaçakçılığı suçu.

      Failin gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, nitelik veya fiyatını farklı göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanması şeklindeki seçimlik hareketle işlediği ihracat kaçakçılığı suçu.

      İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır.

      İhracat Gerçekleşmediği Halde Gerçekleşmiş Gibi Göstermek ya da Gerçekleştirilen İhracata Konu Malın Cins, Miktar, Evsaf veya Fiyatını Değişik Göstererek İlgili Kanun Hükümlerine Göre Teşvik, Sübvansiyon veya Parasal İadelerden Yararlanmak Suretiyle Haksız Çıkar Sağlamak Suçu (Hayali İhracat Suçu) 5607 sayılı kanunda düzenlenme şekli ile ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27.10.1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır. Bu suçla korunan hukuksal yararı devletin vergilendirme yetkisi ve hâkimiyet hakkı olarak belirleyebiliriz. Yapılan fiille yetkililerin iradeleri fesada uğratılmaktadır. Bu şekilde ödemesi gereken vergileri ödememekte ve devletin kontrol yetkisi kapsamına tecavüz etmektedir. Bu düzenleme ile katma değer vergisi iadesi ve ihracata sağlanan her türlü gizli veya açık destek ödemelerinden haksız biçimde yararlanılmasının önüne geçilmek istendiği ifade edilmektedir. Suçun faili ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan herkes olabilecektir. Burada tüzel kişilerin faaliyetleri çerçevesinde fiilin islenmesi durumunda fail yine gerçek kişiler olacaktır ancak tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine başvurulabilecektir. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/9. maddesinde yer alan hayali ihracat suçunun iki şekilde işlenebileceğini ifade edebiliriz. Bu kapsamda failin ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek şeklindeki hareketi seçimlik hareketlerden birisini oluşturmaktadır. Failin gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanması diğer bir seçimlik hareketi oluşturmaktadır. Fıkra kapsamında yer alan suçlar kasten işlenebilen suç niteliği taşımaktadır. Diğer suçlarda olduğu gibi burada da taksirle işlenmesi cezalandırılmadığı için failin kastı aranacaktır. Ancak kanaatimizce burada aranan kast özel kast niteliği taşımaktadır. Fıkra metnine bakıldığı zaman her iki seçimlik hareket açısından da failin haksız çıkar sağlaması şartı aranmaktadır. Bu çerçevede haksız çıkar elde etmeye yönelik kastı bulunmayan failin bu suçtan dolayı sorumluluğu yoktur. Yani failin fiili gerçekleştirirken haksız çıkar elde etme kastının olması gerekmektedir. Suça her türlü iştirakin mümkün olduğunu ifade edebiliriz. Bu çerçevede hayali ihracatı birlikte gerçekleştiren kişiler müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Asli failde hayali ihracat yapmaya yönelik herhangi bir fikir yokken bu şekilde hareket etmesi yönünde karar almasını sağlayan kişinin sorumluluğu ise azmettiren olarak belirlenecektir.
      Bunların dışında suça maddi yardım veya manevi yardım suretiyle iştirak edilmesi de mümkün olacaktır. Bu çerçevede suç işleme kararı olan failin bu kararını kuvvetlendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunan kişinin sorumluluğu yardım eden olarak belirlenecektir. Benzer şekilde failin fiili gerçekleştirmesinde kolaylık sağlayan kişi de yardım eden olarak sorumlu tutulacaktır. Burada özellikle maddi yardım açısından failin hareketinin suçun işlenmesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Eğer bu kişinin hareketi suçun işlenmesi için olmazsa olmaz nitelikteyse artık yardım etmeden değil müşterek faillikten sorumluluğu belirlenecektir. Söz gelimi gümrüklerde görevli bir memurun ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi gösteren kişiye yardım etmesi durumunda burada artık yardım etmeden değil müşterek faillikten söz edilecektir. Burada müşterek fail olarak nitelendirilebilecek kişinin sorumluluğu açısından da fıkranın son cümlesi problem teşkil etmektedir. Nitekim burada beyanname eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan fark bulunması durumunda failin sorumluluğu bu fıkraya göre olmayacak ve gümrük kanunu çerçevesinde belirlenecektir. Ancak yukarıda örnek olarak verdiğimiz gümrük memurunun sorumluluğu bu durumda neye göre belirlenecektir? Kanaatimizce bu düzenleme kapsamında asli fail ceza almayacakken müşterek fail olarak nitelendirilebilecek kişiler ayrıca cezalandırılacaktır.
    • Nitelikli Haller
    • Nitelikli Haller Gümrük kaçakçılığıyla ilgili nitelikli haller 5607 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre: Bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza iki kat artırılır. Bu amaçla örgütsel suç işlenmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu Kanunda tanımlanan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu Kanunda tanımlanan suçların, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde veya yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Tüzel kişilerin bu maksatla müsaderelerine de atıfta bulunulmuştur. Bu Kanunda tanımlanan suçların, kaçakçılık fiillerini önlemek, izlemek, araştırmak ve soruşturmakla görevli kişiler tarafından veya meslek ve sanatın sağladığı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu amaçla ise görevini kötüye kullanma sureti ile ya da görevinden çıkar elde etme suretiyle suç işlenmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu Kanunda tanımlanan suçların (…), belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunur. Burada gerçek içtima hükümleri uygulama alanı bulmuştur. Kaçakçılık fiillerini önlemek, izlemek ve araştırmakla görevli olup da bu Kanunda tanımlanan suçların işlenmesine kasten göz yuman kişi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Burada da görev suçlarına bir atıf olarak mevcut düzenleme yapılmış ve suç işlenmesi önlenmeye çalışılmıştır. Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın, Devletin siyasî, iktisadî veya askerî güvenliğini bozacak ya da çevre veya toplum sağlığını tehdit edecek nitelikte olması halinde, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, verilecek hapis cezası on yıldan az olamaz. Bu fıkra ile ise ülkemizde de son yıllarda ciddi bir sorun haline gelen terör olayları ve benzeri hareketlerin önüne geçmek adına düzenleme yapılmıştır. Kaçak akaryakıt satışının, 3 üncü maddenin on dördüncü fıkrasında belirtildiği şekilde sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipman kullanılarak gerçekleştirilmesi halinde verilecek cezalar iki kat artırılır. Alenen devlet egemenliğini hiçe sayıcı olacak bu fiile ağır bir yaptırım öngörülmüştür. Tütün ve tütün mamulleri, alkollü içkiler, akaryakıt, uyuşturucu, silah ve mühimmat, elektronik eşya ve canlı hayvan, et, çay, şeker, zeytin gibi gıda maddeleri ile gerekli görülen hallerde diğer kaçakçılık türleri ile ilgili mahkûmiyet hükmü kesinleşenler, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca kamuoyuna ilan edilebilir. Bu ilanın süresi, nasıl yapılacağı ve ilan edilecek kaçakçılık türleri gibi hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu suretle ise kişiler üzerinde psikolojik etki oluşturmak amaçlanmıştır.